02.11.2026Pasinler☼
Pasin Ovası · Erzurum · TürkiyeYerel habercilikte hızlı, anlaşılır ve güvenilir yayın
Pasinlerin Sesi
Tarihin İzindeDadaşın Sesi
◖ SON GELİŞMELER
TÜMÜ →
Ana Sayfa › Köşe Yazıları
REKLAM · HABER DETAY ÜST
· Köşe Yazıları ·

Kardeşliği Tel Aviv’de değil, Şuşa’da arayın!

Kardeşliği Tel Aviv’de değil, Şuşa’da arayın!
◷ 4 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi

Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri, başörtüsü düzenlemeleri ve İran kaynaklı olası güvenlik kaygıları üzerinden Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini sorgulayanlara karşı tarihî anlaşmalar, enerji projeleri ve Türk dünyasının ortak hafızası ne söylüyor? Bilgehan Pasinli, Şuşa Beyannamesi’nden Nahçıvan’a uzanan stratejik ortaklığı ve Türk töresinde kadının yerini ele alarak kardeşliğin bağımsız devlet iradelerine saygıyla güçleneceğini savunuyor.

REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliği İsrail’le yapılan ticari anlaşmalar, diplomatik tercihler ve başörtüsü tartışmaları üzerinden sorgulamaya kalkışanların öncelikle anlaması gereken bir gerçek vardır: Azerbaycan, Türkiye’nin bir vilayeti değil, kendi millî çıkarları, güvenlik kaygıları ve bağımsız devlet iradesi bulunan kardeş bir Türk devletidir. “İki devlet, tek millet” sözünü yalnızca duygusal bir slogan olarak görenler, bu kardeşliğin hangi tarihî mücadelelerden doğduğunu, hangi fedakârlıklarla büyüdüğünü ve hangi anlaşmalarla geleceğe taşındığını gözden kaçırmaktadır; çünkü Türk milletinin ortak hafızası, diplomatik salonlarda kimin ayağa kalktığına veya hangi ülkenin kiminle ticaret yaptığına bakılarak ölçülemeyecek kadar derindir. Kardeşliği Tel Aviv’de arayanlar, önce Şuşa’ya baksın! 15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki ülkenin müttefiklik ilişkilerini resmî bir zemine taşırken, 2010 tarihli Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, TANAP, Iğdır-Nahçıvan doğal gaz hattı ve savunma sanayisindeki iş birlikleri, Türkiye ile Azerbaycan’ın yalnızca geçmişi değil, geleceği de birlikte inşa ettiğinin somut göstergeleridir. Şimdi soruyorum: Böylesine köklü ve kurumsallaşmış bir ortaklığı, Azerbaycan’ın İsrail ile yürüttüğü ilişkiler üzerinden tartışmaya açmak, devlet aklını anlamak mıdır, yoksa kardeşliği kendi siyasi beklentilerimize göre tanımlamaya çalışmak mıdır? Türkiye geçmişte İsrail ile diplomatik, ticari ve askerî ilişkiler kurarken kendi millî çıkarlarını gözetme hakkına sahipti de Azerbaycan aynı hakkı kullandığında neden kardeşliğin sorgulandığı bir tartışmanın merkezine yerleştiriliyor? Devletler çıkarlarını korur, milletler tarihlerini yaşatır; Türk dünyasının kardeşliği ise bu iki gerçeğin birbirine düşman edilmesiyle değil, birbirini tamamlamasıyla güçlenir. Başörtüsünün arkasında başka bir strateji olabilir mi? Gelelim Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmalarına... Azerbaycan’ın İran ile sınır komşusu olduğunu, nüfusunun büyük bölümünün Şii Müslümanlardan oluşmasına rağmen laik bir devlet düzenine sahip bulunduğunu ve İran’ın bölgesel nüfuz politikalarının uzun yıllardır güvenlik tartışmalarına konu edildiğini unutarak bu meseleyi yalnızca bir kıyafet tartışmasına indirgemek, coğrafyanın ve tarihin bize öğrettiklerini görmezden gelmektir. Acaba Bakü yönetimi, eğitim kurumlarına ilişkin düzenlemeleriyle yalnızca kıyafet birliğini değil, gelecekte İran kaynaklı siyasi ve ideolojik nüfuz girişimlerine karşı devletin laik yapısını korumayı da amaçlıyor olabilir mi? Bu ihtimal araştırılmaya değerdir; ancak başörtüsü düzenlemelerinin doğrudan böyle bir stratejinin ürünü olduğunu gösteren somut kanıtlar bulunmadan kesin hüküm vermek doğru değildir. Üstelik İran’ın siyasi nüfuz arayışlarıyla Şii inancını birbirine karıştırmak, başörtülü kadınları bir güvenlik tehdidi gibi görmek veya dinî tercihlerinden dolayı insanların eğitim hakkını sınırlandırmayı sorgusuz savunmak da aynı ölçüde yanlıştır. Türk töresinde kadının değerini belirleyen başındaki örtü değil, taşıdığı şahsiyet, irade, bilgi ve toplum içerisindeki saygın yeridir; hatunların devlet yönetimindeki konumundan Tomris Hatun’a, Nene Hatun’dan Millî Mücadele’nin fedakâr kadınlarına uzanan tarihî hafızamız, Türk kadınının yalnızca aile içerisinde değil, milletin kaderinde de söz sahibi olabildiğini göstermektedir. Başını örten de bizimdir, örtmeyen de; Türk kadınının haysiyeti, hiçbir siyasi veya mezhepsel hesaplaşmanın malzemesi yapılamaz. Türk ruhunu diplomatik hesaplara sığdıramazsınız! Azerbaycan’ın kendi güvenliğini düşünmesi, farklı ülkelerle ticaret yapması veya bağımsız dış politika tercihleri geliştirmesi, Türkiye ile arasındaki tarihî bağı kendiliğinden zayıflatmaz; çünkü gerçek kardeşlik, iki devletin her konuda aynı düşünmesini zorunlu kılmak değil, farklı şartlarda aldıkları kararlara rağmen birbirlerinin egemenliğine ve ortak geleceğine saygı gösterebilmektir. Şuşa’da ortaya konulan siyasi irade, Karabağ mücadelesinde sergilenen dayanışma, enerji koridorlarıyla kurulan ekonomik ortaklık ve savunma alanında geliştirilen ilişkiler ortadayken, Türk dünyasının geleceğini yalnızca İsrail üzerinden okumaya çalışmak, büyük resmi küçük bir diplomatik pencereye sığdırmaktır. Elbette Ankara ile Bakü arasında görüş ayrılıkları olabilir, hatta zaman zaman ciddi diplomatik sorunlar da yaşanabilir; fakat stratejik ortaklığın gücü, hiçbir zaman anlaşmazlık çıkmamasında değil, anlaşmazlıklara rağmen ortak çıkarları ve kardeşlik hukukunu koruyabilmesindedir. Türk ruhu dediğimiz şey, hükümetlerin günlük politikalarından daha eski, siyasi tartışmalardan daha derin ve diplomatik tercihlerden daha geniş bir tarihî aidiyettir. Bu yüzden Azerbaycan’a kardeşlik adına sürekli akıl vermek yerine onun bağımsızlığını anlamayı, güvenlik kaygılarını değerlendirmeyi ve ortak geleceğimizi güçlendiren somut adımları görmeyi öğrenmeliyiz. Sözün özü... Azerbaycan’ın stratejisini sorgulayanlar önce Şuşa Beyannamesi’ni okusun, Nahçıvan’a uzanan enerji hatlarına baksın, Karabağ’ın tarihini hatırlasın ve Türk milletinin ortak hafızasını yalnızca bugünün diplomatik tartışmalarıyla ölçmeye kalkmasın. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği, bütün siyasi tercihlerinin aynı olmasından değil, iki bağımsız Türk devletinin ortak tarihinden ve birlikte yaşatma iradesi gösterdiği gelecekten beslenmektedir. İki devletin çıkarları zaman zaman farklılaşabilir, stratejik tercihleri tartışılabilir; fakat Türk milletinin ortak tarihini, kültürünü ve kardeşlik duygusunu hiçbir diplomatik hesap tek başına ortadan kaldıramaz. Kardeşliği Tel Aviv’de değil, Şuşa’da arayın! Bilgehan Pasinli
OKUR GÖRÜŞLERİ

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.
Hakaret, tehdit, kişisel veri ve spam içeren yorumlar yayımlanmaz.
Bu habere henüz yayımlanmış yorum yok. İlk görüşü siz bırakabilirsiniz.

İlgili Haberler

Aynı kategori veya bölgeden