Hasankale’de insanınlarını Değerlendirirken Ölçünüz Ne?

Bir memleketin kıymeti, yalnızca tanınan isimlerinde değil, sessizce emek veren insanlarında da saklıdır. Hasankale’nin insanlarını altın ve gümüş diye sınıflandırmak yerine, emeklerini, karakterlerini ve memlekete bıraktıkları izleri konuşmalıyız.
Son günlerde sosyal medyada sıkça karşılaştığımız bir söylem var: “Hasankale’nin altın değerinde adamları”, “Hasankale’nin gümüş değerinde adamları”…
İyi niyetle söylenmiş olabilir. İnsanların takdir edilmesine, başarılarının anlatılmasına elbette karşı değiliz. Ancak burada durup düşünmemiz gereken bir mesele var: Bir memlekette kimin altın, kimin gümüş değerinde olduğuna kim, hangi ölçüyle karar veriyor?
Bizim tanıdığımız, fotoğrafını paylaştığımız, adını sıkça duyduğumuz insanlar mı daha değerli? Yoksa bizim henüz tanımadığımız, ancak Hasankale’ye belki de adını öne çıkardığımız insanlardan çok daha fazla katkı sunmuş kişiler mi?
Unutmayalım ki bir memleketin hafızası yalnızca profesörlerden, yöneticilerden, makam sahibi insanlardan veya sosyal medyada öne çıkan isimlerden oluşmaz.
Bu memleketin esnafı da değerlidir, çiftçisi de… Yıllarca öğrenci yetiştiren öğretmeni de değerlidir, kimsenin görmediği bir iyiliği yapan insanı da… Hasankale için taş üstüne taş koyan, karşılığında alkış beklemeyen, adını duyurmak gibi bir derdi olmayan insanlar da bu memleketin kıymetidir.
Belki de en büyük yanılgımız, tanıdığımız insanın değerini bildiğimizi sanırken tanımadığımız insanların değerini gözden kaçırmamızdır.
Sizin tanımıyor olmanız, bir insanın değersiz olduğu anlamına gelmez. Sizin onu anlatmıyor olmanız da onun bu memlekete katkı sunmadığını göstermez.
Bir insanı yüceltirken diğerlerini görmezden gelmek, farkında olmadan haksızlık etmek değil midir?
Elbette başarılı insanlarımızı tanıtalım. Akademisyenlerimizi, memleketine hizmet etmiş insanlarımızı, gençlere örnek olacak isimlerimizi anlatalım. Ama bunu yaparken insanları altın ve gümüş diye sınıflandırmaya ne gerek var?
Üstelik bugün birini altın değerinde ilan edenler, yarın başka birini daha değerli bulduklarında ne olacak? Dün gümüş dediğimiz insanın değeri mi azalacak? Yoksa biz mi insanları kendi ölçülerimize göre sıralamaya alıştık?
Hasankale’nin geçmişinde de bugününde de bizim bilmediğimiz nice hikâye, nice emek ve nice fedakârlık vardır. Bunların hepsini tanımamız mümkün olmayabilir. Ama tanımadıklarımızın değerini inkâr etmemek, en az tanıdıklarımızı takdir etmek kadar önemlidir.
Benim derdim kimsenin takdir edilmesiyle değil; birileri takdir edilirken diğer insanların değerinin gölgede bırakılmasıyladır.
Hasankale hepimizin memleketi. Bu memleketin itibarını birkaç kişinin sıfatına, makamına, şöhretine veya sosyal medyadaki görünürlüğüne sığdıramayız.
Kimse kusura bakmasın; bir memleketin insanlarına değer biçmek, birkaç kişinin eline bırakılacak bir ölçü değildir.
Hasankale’nin altın değerinde insanları vardır, elbette. Ama belki de henüz adını bile bilmediğimiz, bu memlekete nice altın değerinde hizmetler sunmuş insanlarımız da vardır.
Öyleyse gelin, insanları madenlere ayırmak yerine emeklerini, karakterlerini ve memlekete kattıklarını konuşalım.
Çünkü insanın gerçek değeri, başkalarının ona taktığı sıfatla değil, yaşarken geride bıraktığı izlerle anlaşılır.
Hasankale’nin insanları altın ya da gümüş olmak zorunda değil. Hepsi bu memleketin insanı ve hepsinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir değeri var.
Mesele kimin altın, kimin gümüş olduğu değil; bizim henüz farkına bile varmadığımız nice değerin aramızda yaşıyor olabileceğidir.