01.11.2026Pasinler☼
Pasin Ovası · Erzurum · TürkiyeYerel habercilikte hızlı, anlaşılır ve güvenilir yayın
Pasinlerin Sesi
Tarihin İzindeDadaşın Sesi
◖ SON GELİŞMELER
TÜMÜ →
Ana Sayfa › Köşe Yazıları
REKLAM · HABER DETAY ÜST
· Köşe Yazıları ·

Nef'ice Düşünmek

Nef'ice Düşünmek
◷ 6 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi

Makamı mülk, dalkavukluğu sadakat, suskunluğu erdem sananlara karşı kalemin ve vicdanın isyanıdır Nef’îce düşünmek. Bizim kavgamız şahıslarla değil, kendisini devletin sahibi, milleti tebaası gören zihniyetledir. Ne gücün önünde eğiliriz ne de hakikatin karşısında susarız. Çünkü bizim kalemimiz kimsenin emrinde, sözümüz kimsenin gölgesinde değildir!

REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI
NEF’ÎCE DÜŞÜNMEK Bir Kalemin, Bir Vicdanın ve Bir İsyanın Manifestosu Nef’î’nin Torunu Bazı insanlar yaşadıkları devrin insanıdır; bazıları ise yaşadıkları devrin karşısında duran bir itirazın adıdır. Kimileri makamların gölgesinde büyür, kimileri o gölgelerin altında kaybolur, kimileri de güneşin nereden doğduğunu hatırlatmak için kalemini karanlığın üzerine sürer. İşte Nef’îce düşünmek, tam da bu sonuncuların tercihidir. Biz, sözün sahibini değil, sözün doğruluğunu önemseyen; hakikati söylemek için birilerinin müsaadesine ihtiyaç duymayan, makamların ihtişamından ürkmeyen ve kalemini hiçbir kudret sahibinin kapısına bağlamayan bir düşüncenin temsilcisi olmak istiyoruz. Çünkü biliriz ki bir memleketi yalnızca kötü yöneticiler çürütmez; o yöneticilerin etrafında hakikati saklayan dalkavuklar, yanlışları alkışlayan menfaatçiler, liyakatsizliği meziyet diye pazarlayanlar ve bütün bunlara şahit olduğu hâlde susmayı akıllılık sayanlar da çürütür. Nef’îce düşünmek, işte bu çürümeye karşı kelimelerle başlatılmış bir itirazdır. BİZİM KAVGAMIZ ŞAHISLARLA DEĞİL, ZİHNİYETLERLEDİR! Bizim meselemiz bir belediye başkanının hangi partiden olduğu, bir müdürün hangi görüşü taşıdığı, bir siyasetçinin hangi kürsüden konuştuğu değildir. Bizim meselemiz, kendisine emanet edilen makamı babasından miras kalmış bir mülk gibi gören, devletin imkânlarını şahsi kudretinin göstergesine dönüştüren, eleştiriyi düşmanlık, itaati sadakat, dalkavukluğu ise meziyet sayan zihniyetledir. Bir insanın unvanı büyüdükçe aklının da büyüdüğünü sananlara söyleyecek sözümüz vardır. Çünkü makam insanı büyük yapmaz; insan, taşıdığı makama değer katar. Koltuğun yüksekliği, üzerinde oturanın karakterindeki eksikliği gidermez. Kendisine yöneltilen her soruyu saygısızlık, her eleştiriyi ihanet, her farklı düşünceyi düşmanlık olarak görenlerin karşısında susmayacağız. Zira kamu görevi bir saltanat değil, millete karşı verilmiş bir hesap verme sözüdür. Hiç kimse oturduğu koltuğun sahibi, yönettiği kurumun efendisi, hizmet etmekle yükümlü olduğu insanların hükümdarı değildir. BİZ ALKIŞ TUTMAYA DEĞİL, SORU SORMAYA GELDİK! Bu memlekette alkışlamanın çoğu zaman düşünmekten daha kazançlı, susmanın konuşmaktan daha güvenli, güçlüye yakın durmanın haklı olmaktan daha itibarlı sayıldığı bir düzen oluştuysa, o düzenin karşısında söz söylemek artık yalnızca bir tercih değil, vicdani bir sorumluluktur. Biz, her yapılanı alkışlayanlardan olmayacağız. Birileri memleketin imkânlarını kendi başarısı gibi pazarlarken, o imkânların kime ait olduğunu hatırlatacağız. Birileri kamu hizmetini şahsi lütuf gibi sunarken, hizmetin bir ihsan değil, görev olduğunu söyleyeceğiz. Birileri meydanlarda nutuk atarken biz o nutukların arkasındaki icraata bakacağız. Birileri fotoğraf karelerinde memleket kurtarırken biz o fotoğrafın dışında kalan insanları, kapanan dükkânları, boşalan köyleri, işsiz gençleri ve unutulmuş sokakları soracağız. Çünkü bizim için bir yöneticinin kaç fotoğraf verdiğinden çok, kaç insanın hayatına dokunduğu önemlidir. Bizim kalemimiz, protokol masalarında boş bırakılmış bir sandalye aramaz; o masalarda konuşulmayan hakikatlerin peşine düşer. DALKAVUKLUĞA SAYGI, CEHALETE HÜRMET BORCUMUZ YOKTUR! Nef’îce düşünmek, her unvan sahibini bilge, her servet sahibini itibarlı, her yüksek sesle konuşanı haklı kabul etmeyi reddetmektir. Bir toplumda liyakat geri çekilip sadakat adı altında şahıslara bağlılık öne çıkarılmışsa, orada yalnızca kurumların değil, ahlakın da sorgulanması gerekir. Çünkü bilgisizliğin cesaret, kibirin vakar, kabalığın otorite, dalkavukluğun ise nezaket olarak sunulduğu bir yerde hakikat giderek yalnızlaşır. Biz, kimsenin servetine düşman değiliz; servetin karakterin yerine geçirilmesine karşıyız. Kimsenin makamına düşman değiliz; makamın insanlara tepeden bakma hakkı verdiğini sananlara karşıyız. Kimsenin siyasi düşüncesiyle kavgalı değiliz; düşüncesini başkalarının özgürlüğünü susturmak için kullanan anlayışla kavgalıyız. Ve şunu da biliriz: Her eleştiren haklı olmadığı gibi, her eleştirilen de suçlu değildir. Bu yüzden öfkemiz delilin önüne, hicvimiz hakikatin yerine geçmeyecektir. Zira iftira acizin, dalkavukluk menfaatçinin, hiciv ise zekâsını hakikatin hizmetine veren kalemin silahıdır. NEF’Î’NİN MİRASI, BİR ŞAİRİN ADINDAN İBARET DEĞİLDİR! Nef’î, yaşadığı çağın kudret sahiplerini hicvetmekten çekinmeyen, sözünü keskinliğiyle tanıtan, övgüsünde de yergisinde de dilin sınırlarını zorlayan büyük bir şairdi. Onun mirasını sahiplenmek, söylediği her sözü doğru kabul etmek ya da yaşadığı çağın bütün kavgalarını bugüne taşımak değildir. Bizim Nef’î’den aldığımız ilham, kelimenin kudretini hatırlamak, eleştirinin edebî bir derinliği olabileceğini göstermek ve kalemin yalnızca övmek için yaratılmadığını bilmektir. Biz kimsenin şahsiyetini sebepsiz yere hedef almayı, insanların özel hayatını kurcalamayı, hakaret etmeyi yahut mesnetsiz suçlamalarla itibar kazanmayı hiciv saymayız. Çünkü gerçek hiciv, muhatabını yalnızca inciten değil, okuyanı düşündüren sözdür. Bir cümleyle koca bir zihniyeti teşhir edebilmek, sayfalar dolusu küfür etmekten daha büyük maharettir. Bizim istediğimiz, kelimenin kabalığı değil, hakikatin keskinliğidir. BİZİM TARAFIMIZ MEMLEKETTİR! Bizim tarafımız bir partinin genel merkezi, bir belediyenin başkanlık makamı, bir kurumun müdür odası yahut herhangi bir nüfuz sahibinin sofrası değildir. Bizim tarafımız; sabah dükkânının kepengini umutla açan esnaf, toprağından kopmak istemeyen çiftçi, memleketinde gelecek arayan genç, hakkını isteyen emekçi, çocuğuna daha iyi bir yarın bırakmaya çalışan anne ve babadır. Bizim tarafımız, doğduğumuz toprakların geçmişine saygı duyan ama geçmişin hatıralarıyla avunmayı yeterli görmeyen, bugünün yanlışlarını sorgularken yarının sorumluluğunu da üstlenmek isteyen insanlardır. Bir memleketin tarihini kendisine şahsi itibar devşirmek için kullananlara da, o memleketin geleceğini birkaç gösterişli tören ve süslü açıklamayla geçiştirenlere de aynı soruyu soracağız: Bu memlekete ne kattınız? Çünkü tarih, kendisini en çok anlatanların değil, ona gerçekten değer katanların hatırasını taşır. KALEMİMİZİN SAHİBİ YOKTUR, SORUMLULUĞU VARDIR! Biz, eleştirirken adil olmayı, överken ölçüyü korumayı, yanıldığımızda yanlışımızı düzeltmeyi ve haklı bulduğumuz bir işi kimin yaptığına bakmaksızın teslim etmeyi kendimize borç biliriz. Bugün eleştirdiğimiz bir yöneticinin yarın doğru bir hizmetini takdir etmekten çekinmeyeceğimiz gibi, bugün takdir ettiğimiz bir insanın yarın yaptığı yanlışı da görmezden gelmeyeceğiz. Çünkü şahıslara bağlanan kalem, bir süre sonra hakikati değil, sahibinin menfaatini yazmaya başlar. Bizim ne korunacak bir koltuğumuz, ne dağıtılacak makamımız, ne de karşılığında susacağımız bir menfaatimiz olmalıdır. Kalemimizi satmayacağız, sözümüzü kiralamayacağız, vicdanımızı hiçbir makamın emrine vermeyeceğiz. VE SON SÖZÜMÜZ... Ey makamını mülk sananlar, etrafınızdaki alkışları milletin rızası zannetmeyin. Herkesin sustuğu bir odada en yüksek sesle konuşuyor olmanız, haklı olduğunuz anlamına gelmez. Kapınızın önünde bekleyenlerin çokluğu, ardınızdan hayırla anılacağınızın teminatı değildir. Ey gücün gölgesinde kendisine itibar arayanlar, unutmayın ki gölge güneş çekilince kaybolur; insanın kendi karakterinden başka kalıcı bir dayanağı yoktur. Ey dalkavukluğu maharet, suskunluğu akıl, menfaati sadakat bilenler; bugün alkışladığınız yanlışların yarın sizin de kapınızı çalabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Ve ey hakikati bildiği hâlde konuşmaktan korkanlar; unutmayın ki her suskunluk tarafsızlık değildir. Bazen susmak, yanlışın ömrünü uzatmaktır. Biz, kimsenin düşmanı olmak için değil, yanlışın karşısında durabilmek için yazacağız. Güçlüden nefret ettiğimiz için değil, gücün denetlenmesi gerektiğine inandığımız için soracağız. İnsanları küçük düşürmek için değil, kendisini herkesten büyük gören zihniyetleri sorgulamak için hicvedeceğiz. Çünkü biliriz ki makamlar geçici, servetler fani, alkışlar kısa ömürlüdür. Fakat bir insanın ardında bıraktığı söz, yaptığı iş ve taşıdığı karakter, bütün unvanlarından daha uzun yaşayabilir. İşte bu yüzden Nef’îce düşüneceğiz. Kimseden korkmadan, kimseye yaranmadan, kimsenin kapısında eğilmeden; fakat hakikatten, adaletten ve vicdandan da ayrılmadan... Bizim için kalem, bir geçim kapısı değil; düşüncenin, itirazın ve sorumluluğun ifadesidir. Ve unutulmasın: Her devrin bir saltanatı, her saltanatın dalkavukları, her dalkavuğun bir efendisi olabilir. Fakat her devirde, bütün bunların karşısına dikilecek bir söz de mutlaka bulunur. Biz o sözün peşindeyiz. NEF’Î’NİN TORUNU “Makamın önünde eğilmeyen, hakikatin karşısında susmayan kalem.” www.pasinlerinsesi.com
OKUR GÖRÜŞLERİ

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.
Hakaret, tehdit, kişisel veri ve spam içeren yorumlar yayımlanmaz.
Bu habere henüz yayımlanmış yorum yok. İlk görüşü siz bırakabilirsiniz.

İlgili Haberler

Aynı kategori veya bölgeden