Pasinler’in Tarihi Vasıfsız İnsanlara Bırakılacak Kadar Önemsiz mi?

◷ 8 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi
Hasankale’nin bin yıllık tarihini hayal ürünü anlatılarla şekillendirip insanları geçmişin kavramlarıyla yaftalayarak kendisine itibar devşirmeye çalışanlara karşı artık sözü açık söylemenin zamanı geldi; çünkü Pasinler’in tarihi kişisel egoların, uydurma hikâyelerin ve ödünç alınmış büyüklüklerin gölgesine bırakılmayacak kadar kıymetlidir.
REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI
Hasankale’nin bin yıllık hafızası, hayal dünyasında üretilen hikâyelerin tarih diye pazarlandığı, geçmişin büyük şahsiyetlerinin kişisel itibar arayışlarına malzeme edildiği ve yaşayan insanların tarih üzerinden yaftalandığı bir alan olamayacak kadar değerlidir.
Bazı şehirlerin geçmişi birkaç tarihî yapıdan, birkaç meşhur isimden ve hafızalarda kalmış birkaç olaydan ibarettir; bazı şehirler ise üzerinde yaşayan insanların günlük hayatın telaşı içerisinde çoğu zaman farkına bile varamadığı kadar büyük bir tarihî mirasın üzerinde oturur ve bana sorarsanız Pasinler, yani bizim hâlâ gönül diliyle Hasankale dediğimiz bu kadim memleket, tam da ikinci grupta yer almaktadır.
Bu toprakların kıymetini anlatmak için tarih kitaplarının yüzlerce sayfasını buraya taşımaya gerek yok; 1048 yılında Selçuklu kuvvetleriyle Bizans ve müttefikleri arasında meydana gelen Pasinler Savaşı'nın, Malazgirt'ten yaklaşık yirmi üç yıl önce Anadolu'daki Türk ilerleyişinin önemli dönüm noktalarından biri olduğunu hatırlamak bile üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tarihî ağırlığını anlamaya yeter.
İbrahim Yınal'ın, Kutalmış'ın ve onların çağdaşı nice tarihî şahsiyetin adının geçtiği, farklı devletlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin iz bıraktığı böyle bir coğrafyada yaşıyorsanız, tarihinizi korumak sizin için bir lüks veya birkaç meraklının boş zaman uğraşı değil, doğrudan doğruya memlekete karşı taşıdığınız bir sorumluluk hâline gelir.
Tam da bu sebeple uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir soruyu artık açıkça sormak gerektiğine inanıyorum:
Pasinler'in tarihi, vasıfsız insanların eline bırakılacak kadar önemsiz midir?
Burada kullandığım “vasıfsız” kelimesinin kimsenin diplomasıyla, mesleğiyle, makamıyla veya sosyal konumuyla ilgili olmadığını baştan söyleyeyim; benim kastettiğim vasıfsızlık, yıllarını üniversitede geçirmemiş olmak değil, okumadan konuşmak, araştırmadan hüküm vermek, belge görmeden kesin kanaat açıklamak, rivayetle tarihî gerçeği birbirine karıştırmak ve nihayet bütün bunların üzerine bir de kendisini tarih otoritesi gibi takdim etmeye kalkmaktır.
Çünkü tarihçilik, kişinin hayal gücünün genişliğiyle değil, ortaya koyduğu bilginin sağlamlığıyla ölçülür.
HAYAL DÜNYANIZI TARİH DİYE PAZARLAMAYIN
Son zamanlarda beni asıl rahatsız eden mesele, insanların Pasinler tarihi üzerine farklı görüşler ileri sürmesi değildir; aksine tarih konuşulsun, tartışılsın, mevcut kabuller sorgulansın ve yeni belgeler ortaya çıkarılsın isterim, fakat kişinin kendi hayal dünyasında kurduğu bağlantıları, hiçbir ciddi belgeyle desteklemediği varsayımları ve belki kendisinin dahi bir süre sonra inanır hâle geldiği hikâyeleri tarihî gerçek ambalajına sararak insanların önüne koyması, ardından da bu anlatılar üzerinden kendisine bir çeşit itibar ve otorite alanı oluşturmaya çalışması kabul edilebilir bir tarih anlayışı değildir.
Tarih sizin zihninizde kurduğunuz senaryoya uymak zorunda değildir; aksine siz, kanaatinizi tarihin ortaya koyduğu belgeye göre değiştirmek zorundasınız ve bunu yapamıyorsanız ortaya koyduğunuz şeyin adı tarihçilik değil, olsa olsa tarih dekoru kullanılarak yapılan hikâye anlatıcılığıdır.
Bir iddiayı yıllarca tekrar etmek onu gerçek yapmadığı gibi, aynı hikâyeyi onlarca kişiye anlatarak yaygınlaştırmak da ona bilimsel değer kazandırmaz; tarihî bir iddianız varsa belgesini ortaya koyar, kaynağını gösterir, o kaynağın güvenilirliğini tartışmaya açar ve sizden farklı düşünen insanların önüne “Ben böyle biliyorum” diyerek değil, araştırmanızla çıkarsınız.
Bunun başka bir yolu yoktur.
BUGÜNÜN HASANKALELİSİNİ GEÇMİŞİN KAVGALARIYLA YAFTALAMAYIN
Meselenin beni daha fazla rahatsız eden tarafı ise bazı insanların yalnızca geçmiş hakkında hayalî hikâyeler üretmekle yetinmeyip, bugün yaşayan Hasankalelileri de yüzlerce yıl önce yaşamış toplulukların, siyasi mücadelelerin, mezheplerin, aşiretlerin, ailelerin veya tarihî kamplaşmaların içerisine yerleştirerek “bunlar şundandır, onlar bundandır, şu aile şu güruhun devamıdır” şeklinde etiketlemeye kalkmasıdır.
İşte burada tarih merakının sınırı aşılmakta, tarih insanların üzerine yapıştırılan bir etikete ve bugünün hesaplarını geçmiş üzerinden görmenin aracına dönüştürülmektedir.
Bir insanın dedesini, ailesini veya yaşadığı mahalleyi tarihî bir tartışmanın içerisine çekip ardından yüzyıllar öncesinden seçtiğiniz kavramlarla o insanın bugünkü kimliğini tarif etmeye çalışıyorsanız, bunun adına tarihçilik diyemezsiniz; çünkü tarih insanları yaftalamanın değil, geçmişi anlamanın disiplinidir ve geçmişi anlamaya çalışırken bugünün insanlarının onurunu, ailesini ve şahsiyetini malzeme hâline getirmek hiçbir bilimsel ciddiyetle bağdaşmaz.
Üstelik bütün bunları yaparken kullanılan üstten bakan dil, insanları küçümseyen tavır ve kendisini Hasankale tarihinin yegâne hakemi zanneden yaklaşım, meseleyi bilgi tartışması olmaktan çıkarıp kişisel bir itibar gösterisine dönüştürüyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar büyük bir tarihin size verdiği özgüven nereden geliyor da, yaşayan insanları dahi geçmişin mezarlarından çıkardığınız etiketlerle tasnif etme hakkını kendinizde görüyorsunuz?
MUHTEŞEM ŞAHSİYETLERİ KENDİ KÜÇÜK HESAPLARINIZA MİSAFİR ETMEYİN
Tarihin yetiştirdiği büyük şahsiyetleri bugünkü kişisel hesaplarımızın içerisine çekme alışkanlığı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir meseledir; çünkü bazıları, hayatları boyunca ortaya koydukları mücadeleyle, fikirle, eserle veya fedakârlıkla toplumların hafızasında yer etmiş insanları kendi düşünce dünyalarının doğal misafiriymiş gibi sunarak, onların tarihî ağırlığından kendilerine bir parça itibar çıkarmaya çalışıyor.
Oysa insanın kendi kişiliğine, düşünce dünyasına ve hayatına hiçbir zaman misafir olmamış muhteşem şahsiyetleri sürekli kendi yanında göstererek büyümeye çalışması, o büyük insanları küçültmez ama bunu yapan kişinin içine düştüğü itibar arayışını fazlasıyla görünür hâle getirir.
Geçmişin büyük insanlarının omuzlarına basarak bugünün Hasankale'sinde kendinize bir büyüklük alanı açmaya çalışmayın; çünkü insanın itibarı başkasının tarihî büyüklüğünden ödünç alınmaz, bilgiyle, emekle, ahlakla, ortaya konulan eserle ve yaşadığı topluma bıraktığı değerle kazanılır.
Bu yüzden söyleyeceğim söz açıktır:
Kendinize itibar devşirecek başka bir alan bulun; Hasankale'nin tarihini kişisel itibar hesabınızın sermayesi olmaktan çıkarın.
TARİHİN TAPUSU KİMSENİN CEBİNDE DEĞİLDİR
Bazılarının tavrına baktığınızda, sanki Hasankale tarihinin tapusu yıllar önce kendilerine verilmiş, hangi bilginin doğru olduğuna, hangi kişinin konuşabileceğine ve hangi ailenin tarihin neresinde durduğuna karar verme yetkisi de beraberinde teslim edilmiş gibi bir görüntü ortaya çıkıyor.
Oysa Hasankale'nin tarihi ne benimdir ne sizin; herhangi bir derneğin, kurumun, ailenin, siyasi düşüncenin veya sosyal medya hesabının özel mülkü olmadığı gibi, kendisini herkesten fazla tarihçi gören birkaç kişinin şahsi tasarruf alanı da değildir.
Hasankale'nin tarihi Hasankale'nindir.
Bizler bu tarihin sahibi değiliz; bizden önce yaşamış kuşaklardan devralıp bizden sonra gelecek çocuklara bırakmakla yükümlü olduğumuz büyük bir mirasın geçici emanetçileriyiz ve bu sebeple kişisel ihtiraslarımızın, kırgınlıklarımızın, dostluklarımızın veya düşmanlıklarımızın tarihî gerçeğin önüne geçmesine izin verme hakkımız yoktur.
PEKİ BİZ 1048'İ NE KADAR ANLATABİLDİK?
Başkalarını eleştirirken dönüp kendimize bakmak da gerekiyor; çünkü yaklaşık bin yıl önce bu topraklarda gerçekleşmiş böylesine önemli bir tarihî hadiseye sahip olmamıza rağmen 1048 Pasinler Savaşı'nı Türkiye kamuoyuna ne ölçüde anlatabildiğimiz, hatta Pasinler'de yaşayan gençlerimizin bu savaşın anlamını ne kadar bildiği başlı başına sorgulanması gereken bir konudur.
Eğer kendi çocuklarımız yaşadıkları şehrin tarihini yeterince bilmiyorsa, yılda bir gün birkaç konuşma yapıp ertesi gün yeniden unutuyorsak ve bilimsel araştırmaların, arşiv çalışmalarının, yayınların, belgesellerin ve nitelikli kültür faaliyetlerinin yerine kişisel tarih kavgalarını koymuşsak, burada yalnızca yanlış tarih anlatanların değil hepimizin düşünmesi gereken ciddi bir sorun vardır.
Hasankale'nin ihtiyacı, her köşe başında başka bir “tarih otoritesi” çıkması değil; üniversitelerin, gerçek araştırmacıların, yerel tarihçilerin ve gençlerin birlikte çalışabileceği, belgelerin toplanacağı, eski fotoğrafların dijitalleştirileceği, kitabelerin kayıt altına alınacağı, sözlü tarih çalışmalarının yapılacağı ve bütün bu birikimin gelecek kuşaklara bırakılacağı kurumsal bir tarih hafızasıdır.
MUSTAFA ÖZKAN VE EMEK VEREN HOCALARIMIZA DA BİR SÖZÜMÜZ VAR
Bütün bu eleştirileri yaparken hakkı teslim etmemek de bize yakışmaz; çünkü bu ilçe, tarih konusunda gürültü çıkaranların yanında gerçekten okuyan, araştıran, kaynakların peşinden giden ve Hasankale'nin geçmişine karşı sorumluluk hisseden kıymetli insanlar da yetiştirmiştir.
Başta Mustafa Özkan kardeşimiz olmak üzere, ilçemizin yetiştirdiği aklı başında tarihçi ve araştırmacılarımıza Hasankale adına teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum; çünkü bilgi kirliliğinin giderek arttığı bir ortamda belgeye, kaynağa ve bilimsel ciddiyete bağlı her çalışma, yalnızca kişisel bir akademik faaliyet değil, aynı zamanda bu memleketin hafızasına yapılmış bir hizmettir.
Fakat teşekkür ederken kendilerine düşen sorumluluğu da hatırlatmadan geçmek istemiyorum; çünkü bu hocalarımızın Hasankale adına sorumlulukları bakidir ve doğruyu bilen insanların meydanı yanlış bilgiye bırakma, “Nasıl olsa herkes istediğini söylüyor” diyerek kenara çekilme lüksünün artık kalmadığını düşünüyorum.
Yanlış bilgi yüksek sesle ve sürekli tekrarlandığında zaman içerisinde gerçekmiş gibi kabul görmeye başlıyorsa, belgeyi bilenlerin daha fazla yazması, araştıranların daha fazla konuşması ve özellikle gençlere ulaşması gerekir; aksi hâlde meydanı dolduran seslerin çokluğu, bilginin doğruluğunun önüne geçer ve birkaç kuşak sonra bugün uydurulan bir hikâye, yarının tartışmasız “tarihî gerçeği” hâline gelebilir.
MEYDAN BURADA; TARİHE HİZMET ETMEK İSTEYEN BUYURSUN
Gerçekten Hasankale'nin tarihine hizmet etmek gibi bir iddianız varsa, bunun yolu sosyal medyada birkaç iddialı cümle kurup insanların ailelerini tarihî kamplara ayırmaktan değil; arşivlere girip belge toplamaktan, farklı kaynakları karşılaştırmaktan, ortaya attığınız her iddianın dayanağını göstermekten, gerektiğinde yıllardır savunduğunuz bir düşüncenin yanlış olduğunu kabul edebilmekten ve bütün bu emeğin sonunda sizden sonra gelecek insanların da yararlanabileceği kalıcı eserler bırakmaktan geçer.
İşte meydan burada.
Çünkü Hasankale'nin ihtiyacı yeni efsaneler değil, yeni araştırmalardır; yeni kahramanlık hikâyeleri değil, yeni belgelerdir; kendisine tarih üzerinden paye biçen insanlar değil, kendi adını geri plana çekip Hasankale'nin adını öne çıkarabilecek kadar bu memlekete gönül vermiş araştırmacılardır.
SON SÖZ
Kimsenin tarih konuşmasına, araştırmasına veya mevcut kabulleri sorgulamasına itirazımız yok; aksine herkes okusun, herkes araştırsın, herkes soru sorsun ve elinde yeni bir belge varsa onu da kamuoyuyla paylaşsın, fakat hayal dünyasında kurduğu hikâyeleri tarihî hakikat diye pazarlamasın, yaşayan Hasankalelileri geçmişin kavgaları üzerinden yaftalamasın ve bu şehrin büyük tarihî şahsiyetlerinin gölgesine sığınarak kendisine itibar üretmeye kalkmasın.
Çünkü bugün hepimiz buradayız, yarın hiçbirimiz olmayacağız; bugün birbirimize söylediğimiz sözlerin çoğu unutulacak, bugün önemli zannettiğimiz kişisel hesapların hiçbirinin birkaç kuşak sonra anlamı kalmayacak, fakat Hasankale yine burada olacak ve onun bin yıllık hafızası bizden sonraki insanların omuzlarına kalacaktır.
İşte bunun için mesele şahıslar değil, Hasankale'dir; mesele kimin daha fazla konuştuğu değil, gelecek nesillere ne kadar doğru bir tarih bırakabildiğimizdir.
Ve tam da bunun için soruyu bir kez daha, bu defa cevabını da içinde taşıyacak şekilde soruyorum:
Pasinler'in tarihi, vasıfsız insanların eline bırakılacak kadar önemsiz mi?
Hayır; Hasankale'nin bin yıllık hafızası, kişisel ihtiraslardan, hayal ürünü tarih anlatılarından ve ödünç itibar arayışlarından çok daha büyüktür.
Bilgehan Pasinli